AKADEM<İ>KTİSAT

 

 

TÜRKİYE EKONOMİSİNİN 2001 YILINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

 

 

 

İÇİNDEKİLER:

 

GİRİŞ

 

A) BÜYÜME

B) SANAYİ

C) İSTİHDAM

D) FİYATLAR

E) PARASAL GÖSTERGELER

F) KAMU MALİYESİ

G) DIŞ TİCARET

 

DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER

 

 

 

GİRİŞ:

            2001 yılı, yaşanan sıkıntılar ve meydana gelen gelişmeler açısından gerçekten ilginç bir yıl olmuştur. Ekonomik alanda meydana gelen krize ilaveten, sosyal, siyasi ve idari alanlarda da ilginç gelişmeler yaşanmıştır.

 

            2001 yılında, ilk bakışta ekonomi üzerinde büyük etkilere yol açan iki gelişme göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki, Şubat’ta yaşanan politik ve buna bağlantılı ekonomik krizdir. Bu krizin hemen sonrasında büyük oranlı bir devalüasyon gerçekleştirilmiş ve ekonomi bir belirsizlik ortamına sürüklenmiştir. Bunu müteakiben, bir programdan vazgeçilmiş ve yeni bir programın uygulanmasına geçilmiştir. Bu süreçte reel ve finansal kesimlerde büyük boyutlarda sıkıntılarla karşılaşılmıştır. Fiyatlar genel seviyesinde, istihdamda olumsuz gelişmeler meydana gelmiştir.

 

            İkinci önemli gelişme ise, şu ana kadar benzeri görülmemiş bir nitelik taşımaktadır. 11 Eylül’de ABD’nin muhtelif bölgelerine yapılmış olan hava saldırıları ve bunların sebep olduğu gelişmelerden bahsetmekteyiz. Hiç beklenmedik bir anda ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşen bu saldırılar, tüm dünya ülkelerini şu veya bu şekilde etkileyici bir mahiyet arz etmiştir. Tabiri caizse dünya adeta “yeni bir denge”ye doğru yol almıştır ve halen de almaktadır. Saldırı sonrasında, Afganistan’a yönelik bir dizi operasyon gerçekleştirilmiştir. Bu, aynı şiddette olmasa bile halihazırda da devam etmektedir. Bundan sonrasında ne olacağını tahmin etmek kolay olmamakla birlikte, operasyonun rotasının Ortadoğu’ya yöneltileceği belirtilmektedir ki bu, kuvvetle muhtemeldir. Anlaşılan o ki, yakın bir zamanda Ortadoğu hareketli bir döneme gebedir. Böyle bir dönemin başlaması, Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Açıktır ki bu tür bir operasyon, Ülkemizi direkt olarak etkileyecektir. Umarız, bu etki olumsuz olmaz.

 

            Ekonomide, son çeyrekte nispi bir canlılık meydana gelmiş ve IMF ile yapılan görüşmelerde ekonomimizin geleceğine yönelik verilen olumlu sinyaller, piyasalarda adeta bir “bahar” havası estirmiştir. Dolayısıyla 2002 yılı ve sonrasına yönelik ümitvar bekleyişler söz konusu olmuştur. Ayrıca, 4 Şubat’ta IMF ile yapılan görüşmelerde de yeni niyet mektubu onaylanmıştır. Bu çerçevede 2002-2004 dönemi için 16 milyar dolarlık kredi desteği sağlanmıştır. Bu yıl için öngörülen meblağ 14 milyar dolardır. Kredinin 9 milyar dolarlık kısmının hemen kullandırılması öngörülmüş geriye kalan 5 milyar dolarlık kısmının ise yeni gözden geçirmelere bağlı olarak kullandırılmasına karar verilmiştir. Tüm bu bekleyişler de gelecek konusunda ümitleri pekiştirici bir mahiyet arz etmiştir.

 

            Bununla birlikte, her şeyin düzelmediği malumdur. Reformların uygulanmasına devam edilmeli ve içinde bulunduğumuz ortamın hassasiyeti göz önünde bulundurularak çok dikkatli hareket edilmesi gerekmektedir.

 

 

Aşağıda, Türkiye ekonomisinin 2001 yılına ilişkin değerlendirmesi yer almaktadır:

 

 

A) BÜYÜME:

 

TABLO 1: BÜYÜME ORANLARI (sabit)

 

Yıllar

Büyüme oranı

1997

8,0

1998

3,8

1999

-6,4

2000

I.dönem

II.dönem

III.dönem

 6,1

 4,2

 5,4

 7,2

2001

I.dönem

II.dönem

III.dönem

 

  -4,4

-11,4

  -8,5

Kaynak:DİE

 

 

            2000 yılı, üç aylık dönemler itibariyle dikkate alındığında, artan oranlı büyümelerin yaşandığı bir yıldır. Ancak, aynı durum 2001 yılında söz konusu değildir. Nitekim ilk çeyrekte % 4,4’lük bir küçülme gerçekleşmiştir. İkinci çeyrekte ise rekor seviyede bir küçülme yaşanmıştır. Üçüncü çeyrekteki küçülme ise nispeten düşük olmakla birlikte yine de yüksek seviyededir. Nitekim 2001’in üçüncü çeyreğindeki % 8,5’luk küçülme oranı, 2000’deki aynı dönem büyüme oranını yok edecek seviyededir. Hatta daha yüksek seviyede bir daralma söz konusudur. Yıl genelinde dikkate alındığında, 2001 yılının ortalama büyüme oranı % -8,5 civarındadır. (Bkz. Tablo 1)

 

 

B) SANAYİ:

 

İmalat sanayiindeki üretim artışı oranları, alt sektörler itibariyle aşağıda yer almaktadır.

 

TABLO 2: BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE ÜRETİM ARTIŞI

 

İKTİSADÎ FAALİYET KOLLARI

ON AYLIK ORTALAMA

2000

2001

TOPLAM SANAYİ

  5,7

-8,1

MADENCİLİK SEKTÖRÜ

-4,4

-6,9

İMALAT SANAYİ SEKTÖRÜ

  6,1

-8,9

ELEKTRİK, GAZ VE SU SEKTÖRÜ

  8,6

-2,2

Kaynak:DİE

 

 

            On aylık ortalamalar dikkate alındığında, 2000 yılında sadece madencilik sektöründe üretim düşüşü meydana gelmiştir. Ancak, 2001 yılında istisnasız tüm sektörlerde üretim düşüşü söz konusudur. En büyük düşüş oranı ise % 8,9 olmak üzere imalat sanayi sektöründe gerçekleşmiştir. (Bkz. Tablo 2)

 

 

TABLO 3: KAPASİTE KULLANIM ORANLARI (%)

 

 

2000

2001

Ocak

73,0

70,5

Şubat

74,0

70,9

Mart

74,0

70,7

Nisan

77,2

68,5

Mayıs

77,1

70,4

Haziran

76,7

71.3

Temmuz

76,4

71.5

Ağustos

75,8

71.7

Eylül

73,9

72.9

Ekim

81,3

73.9

Kasım

79,6

74.1

Aralık

74,5

73.6

Kaynak:DİE

 

            2001 yılı kapasite kullanım oranları, ekonomide meydana gelen daralma ile ilgili çok önemli ipuçları vermektedir. Yıl itibariyle ortalama kapasite kullanım oranı % 72 civarındadır. En düşük oran, Nisan ayı itibariyle % 68,3; en yüksek oran ise Kasım ayı itibariyle % 74,1’dir. Dikkat edilirse, 2001 yılının en yüksek oranı olan % 74,1, neredeyse 2000 yılının en düşük oranına tekabül etmektedir. Bu açıdan üretimde, 2000 yılına göre 2001 yılında belirgin bir gerileme söz konusudur. (Bkz.Tablo 3)

 

 

TABLO 4: TAM KAPASİTE İLE ÇALIŞAMAMA SEBEPLERİ (%) :

 

 

ARALIK 2000

ARALIK 2001

İç Pazarda Talep Yetersizliği

50,2

55,9

Dış Pazarda Talep Yetersizliği

12,7

12,8

Mali İmkansızlık

  2,5

  3,7

Yerli Mallarda Hammadde Yetersizliği

  6,6

  3,6

İşçilerle İlgili Meseleler

  2,2

  2,5

İthal Mallarda Hammadde Yetersizliği

  3,6

  1,1

Kaynak:DİE

 

 

            Aralık ayı itibariyle, tam kapasite ile çalışamama için belirtilen ana sebep, önceki dönemde de olduğu gibi iç talepteki yetersizliktir. Dikkat çeken konulardan biri mali imkansızlıkla ilgilidir. 2000 yılında bunu belirtenlerin oranı % 2,5 iken; 2001 yılında bu oran % 3,7’ye çıkmıştır. Ayrıca “yerli mallarda hammadde yetersizliği” kalemi için belirtilen oranda belirgin bir düşüş vardır. Bu oran 2000 yılında % 6,6 iken; 2001 yılında % 3,6’dır. Devalüasyona rağmen bu şekilde verilen bir cevap, olsa olsa yerli üretimde hammadde kullanılmadığı, yani üretimde düşüş olduğu şeklinde değerlendirilebilir. (Bkz. Tablo 4)

 

 

TABLO 5: YENİ KURULAN ŞİRKETLER, KOOPERATİFLER VE FİRMALAR:

 

 

2000

2001

Değişim(%)

Yeni açılan şirket ve koop.

33.161

29.665

-10,54

Kapanan şirketler ve koop.

  1.887

  2.464

  30,57

Yeni açılan firmalar

21.404

16.171

-24,44

Kapanan firmalar

12.055

13.707

  13,70

Kaynak:DİE

 

 

            Tablo incelendiğinde, 2001 yılı itibariyle şirket, kooperatif ve firmalar açısından son derece olumsuz gelişmeler yaşanmıştır. Yeni açılan şirket ve kooperatif sayısı % 10,54 oranında azalmışken; kapanan sayısında da % 30,57 oranında bir artış vardır. İlaveten, yeni açılan firma sayısında % 24,44 oranında bir düşüşe karşılık, kapanan firma sayısında da % 13,70 oranında bir artış gerçekleşmiştir. (Bkz. Tablo 5)

 

 

C) İSTİHDAM:

 

            DİE, Hanehalkı İşgücü Anketi Sonuçlarına göre, 2001 yılının üçüncü çeyreği itibariyle kurumsal olmayan nüfusa ilişkin istihdam durumu aşağıda yer almaktadır.

 

TABLO 6: KURUMSAL OLMAYAN NÜFUSUN İŞGÜCÜ DURUMU (000 kişi)

 

 

2000

2001

 

III. ÇEYREK

III. ÇEYREK

KURUMSAL OLMAYAN SİVİL NÜFUS

64.180

65.164

15 VE ÜSTÜ YAŞTAKİ NÜFUS

44.881

45.820

 

 

 

İŞGÜCÜ DURUMU

23.022

23.782

   İstihdam Edilenler

21.727

21.875

      -Eksik istihdam

1.282

1.351

   İşsiz

1.295

1.907

 

 

 

İŞGÜCÜNE DAHİL OLMAYANLAR

21.859

22.038

   İş Arayıp, Son Üç Ayda İş Arama Kanalı Kullanmayanlar

487

675

   İş Aramayıp İşbaşı Yapmaya Hazırlar

319

264

      -İş bulma ümidi olmayanlar

135

88

      -Diğer

184

176

   Mevsimlik Çalışanlar

181

249

 

 

 

İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI (%)

51,3

51,9

 

 

 

İŞSİZLİK ORANI (%)

5,6

8,0

   Eğitimli genç oranı

20,3

28,7

 

 

 

EKSİK İSTİHDAMDA OLANLARIN İŞGÜCÜNE ORANI (%)

 

5,6

 

5,7

   Eğitimli genç oranı

5,9

4,7

Kaynak:DİE

 

 

            Dikkati çeken ilk gelişme, kurumsal olmayan sivil nüfusla ilgilidir. Bu rakam, 2000 yılının üçüncü çeyreğinde 64 milyon 180 bin iken, 2001’in aynı döneminde 65 milyon 164 bine çıkmıştır. İşgücü rakamı ise 23 milyon 22 binden  23 milyon 782 bine çıkmıştır. 2001 itibariyle bunun 21 milyon 875 bini istihdam edilebilmektedir. İşsiz sayısı ise 2001 itibariyle 1 milyon 907 bine çıkmıştır. (Bkz. Tablo 6)

 

            2000 yılında işsizlik oranı % 5,6 iken, 2001 yılında % 8’e çıkmıştır. Bu kalemle ilgili en dikkat çekici olumsuzluk ise bu oranın % 28,7’sinin eğitimli gençleri kapsamasıdır. Bu oranın 2000 yılında % 20,3 olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, istihdam açısından 2001 yılındaki olumsuzluklarla ilgili önemli ipuçları elde edilebilir.

 

 

D) FİYATLAR:

 

            2001 yılı sonu itibariyle hedeflenen enflasyon oranları, TEFE’de % 57,6 ve TÜFE’de % 52,5 idi. Ancak bu hedeflerin yakalanmasının zor olduğu, aylar öncesinden belli olmuştu. Devalüasyonun olumsuz etkisine ilaveten, üretimdeki daralma bu hedeflerin yakalanmasını zorlaştırıcı faktörler olmuştur. Ayrıca, yurdun muhtelif bölgelerinde meydana gelen tabii afetler dolayısıyla zirai üretimde meydana gelen olumsuzluklar, bu hedeflere yaklaşılması bir yana iki katı fazla oranların gerçekleşme ihtimalini gündeme getirmiştir.

 

 

TABLO 7: FİYATLARDAKİ GELİŞMELER (aylık ortalama)

 

 

TEFE

 

 

TÜFE

 

 

2000

2001

 

2000

2001

Ocak

5,8

2,3

 

4,9

2,5

Şubat

4,1

2,6

 

3,7

1,8

Mart

3,1

10,1

 

2,9

6,1

Nisan

2,4

14,4

 

2,3

10,3

Mayıs

1,7

6,3

 

2,2

5,1

Haziran

0,3

2,9

 

0,7

3,1

Temmuz

1,0

3,3

 

2,2

2,4

Ağustos

0,9

3,5

 

2,2

2,9

Eylül

2,3

5.4

 

3,1

5,9

Ekim

2,8

6.7

 

3,1

6,1

Kasım

2,4

4.2

 

3,7

4,2

Aralık

1,9

4,1

 

2,5

3,2

Kaynak:DİE

 

 

            Aylık ortalamalarda, 2001 yılına, geçen yılın iyimser havası ile yıla başlanmış olmakla birlikte, Şubat ayındaki devalüasyonu müteakiben yüksek oranlı artışlar gerçekleşmiştir. Nitekim, Şubat ayı aylık enflasyon oranları TEFE ve TÜFE’de sırasıyla % 2,6 ve 1,8 iken; Mart ayında birdenbire % 10,1 ve 6,1’e yükselmiştir. Aynı eğilim Nisan ayında da devam etmiştir. Ancak, Mayıs ayı itibariyle oranlarda yatay veya düşey bir seyir gerçekleşmiştir. Bu eğilim Eylül ayına kadar devam etmekle birlikte, bu ay itibariyle tekrar bir yükseliş söz konusudur. Ekim ayında yine artış olmuştur. Bu ayda TEFE % 6,7, TÜFE % 6,1’dir. Sene sonuna doğru ise her iki endekste de azalış trendi yakalanmıştır. (Bkz. Tablo 7)

 

 

TABLO 8: FİYATLARDAKİ GELİŞMELER (yıllık ortalama)

 

 

TEFE

 

 

TÜFE

 

 

2000

2001

 

2000

2001

Ocak

66,4

28,3

 

68,9

35,9

Şubat

67,5

26,5

 

69,7

33,4

Mart

66,1

35,1

 

67,9

37,5

Nisan

61,5

50,9

 

63,8

48,3

Mayıs

59,2

57,7

 

62,7

52,4

Haziran

56,8

61,8

 

58,6

56,1

Temmuz

52,3

65,4

 

56,2

56,3

Ağustos

48,9

69,6

 

53,2

57,5

Eylül

43,9

74,7

 

48,9

61,8

Ekim

41,4

81,4

 

44,4

66,5

Kasım

39,1

84,5

 

43,8

67,3

Aralık

32,7

88,6

 

39,0

68,5

Kaynak:DİE

 

 

            Aylık ortalama oranlarda dalgalı bir seyir söz konusu olmasına karşılık yıllık enflasyon oranlarında negatif de olsa bir istikrar söz konusudur. Ocak ayında TEFE’de % 28,3, TÜFE’de % 35,9’la başlamış olan enflasyon, istikrarlı (!) bir artış trendi izlemiş ve Aralık itibariyle TEFE’de % 88,6 ve TÜFE’de % 68,5’le 2001 yılını tamamlamıştır. (Bkz. Tablo 8) Görüldüğü gibi, 2001 yılında hedeflenen (ex-ante) ve gerçekleşen (ex-post) enflasyon oranları arasında uçurum seviyesinde farklar mevcuttur.

 

 

E) PARASAL GÖSTERGELER:

 

            Yeni dönemde uygulanacak olan para politikası, “enflasyon hedeflemesi” çerçevesinde uygulanmaktadır. Bu kapsamda alınacak tedbirlerle belirsizlikler azaltılmaya çalışılmaktadır. Aksi yönde gelişme olmaması durumunda, dövizde istikrar sağlanacağı açıktır. Nitekim dövizden kaçış başlamış durumundadır. Halihazırda, döviz hesaplarının yerli para cinsinden hesaplara oranı gerileme trendine girmiştir. Dövizin cazibesini kaybetmeyeceği açıktır. Ancak, istikrarlı bir piyasa için yerli paraya güven duyulması şarttır.

 

Geçen yıl ile bu yılın Haziran ayı itibariyle parasal göstergeleri ve bunlar arasındaki değişim oranları, aşağıdaki tablo ile verilmiştir.

 

TABLO 9: PARASAL GÖSTERGELER

(milyar TL)

26 ARALIK 2000

7 ARALIK 2001

DEĞİŞİM

(%)

Dolaşımdaki Para

  3.214.550

    4.664.823

  45,1

Vadesiz Mevduat

  4.995.074

    5.201.138

    4,1

M1

  8.209.624

    9.865.961

  20,2

Vadeli Mevduat

24.602.939

  35.199.166

  43,1

M2

32.812.563

  45.065.127

  37,3

DTH

24.354.866

  57.742.088

137,1

M2Y

57.167.429

102.807.215

  79,8

M2YR

63.144.542

106.139.554

  68,1

Kaynak:TCMB

 

 

            Dolaşımdaki para ve vadesiz mevduattan oluşan M1, 7 Aralık 2001 tarihi itibariyle 26 Aralık 2000’e göre % 20,2 oranında artış kaydetmiştir. Bu artışın önemli kısmı dolaşımdaki paradan müteşekkildir. Nitekim vadesiz mevduat artışı sadece % 4,1 oranındadır. Buna karşılık vadeli mevduat artışı % 42,1 oranındadır.

 

            Çarpıcı diğer bir gelişme de DTH’larında yaşanmıştır. Söz konusu dönemde DTH artış oranı % 137,1’dir. Bu son derece yüksek bir orandır. İfade ettiği mana ise, söz konusu dönemde yerli paraya olan güvenin kaybolduğu ve ekonomide yüksek derecede bir “dolarizasyon” süreci yaşandığıdır. Bununla birlikte, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu sürecin son dönemde tersine bir seyir izlediğidir. Nitekim dövizde bir süredir yaşanan düşüş eğilimi bunu teyit eder niteliktedir. (Bkz. Tablo 9)

 

Finansal yatırım araçlarının nominal ve reel getirileri de şu şekilde gerçekleşmiştir.

 

TABLO 10: SEÇİLMİŞ FİNANSAL YATIRIM ARAÇLARININ NOMİNAL VE REEL GETİRİLERİ (2001)

 

 

NOMİNAL

GETİRİ (%)

REEL GETİRİ

TEFE (%)

TÜFE (%)

3 AYLIK

MEVDUAT FAİZİ (BRÜT)

BORSA İNDEKSİ (İMKB 100)

DOLAR

MARK

ALTIN (KÜLÇE)

15,1

50,4

-1,8

-4,2

-4,1

-0,6

29,9

-15,2

-17,3

-17,2

0,9

31,8

-13,9

-16,0

-16,0

6 AYLIK

MEVDUAT FAİZİ (BRÜT)

BORSA İNDEKSİ (İMKB 100)

DOLAR

MARK

ALTIN (KÜLÇE)

27,2

11,1

19,7

24,8

25,5

-2,5

-14,9

-8,3

-4,4

-3,8

-0,2

-12,8

-6,0

-2,0

-1,5

YILLIK

MEVDUAT FAİZİ (BRÜT)

BORSA İNDEKSİ (İMKB 100)

DOLAR

MARK

ALTIN (KÜLÇE)

34,3

38,1

113,6

113,0

121,9

-28,8

-26,8

13,3

12,9

17,7

-20,3

-18,0

26,8

26,4

31,7

YILLIK ORT.

MEVDUAT FAİZİ (BRÜT)

BORSA İNDEKSİ (İMKB 100)

DOLAR

MARK

ALTIN (KÜLÇE)

51,6

-30,1

96,1

90,2

91,5

-6,2

-56,8

21,3

17,6

18,5

-1,8

-54,7

27,0

23,2

24,0

 

DEĞİŞİM ORANLARI (%)

AYLIK

3 AYLIK

6 AYLIK

YILLIK

YILLIK ORT.

TEFE (1994=100)

TÜFE (1994=100)

4,1

3,2

15,8

14,1

30,5

27,4

88,6

68,5

61,6

54,4

Kaynak:DİE

 

 

            Yıllık ortalamalar dikkate alınarak yapılan değerlendirmede, finansal yatırım araçlarının reel bazda getirileri şu şekilde gerçekleşmişitir: Araçların, enflasyondan (TEFE) arındırılmış şekilde getirilerine göre en yüksek kazanç Dolar bazındadır. Bunu sırasıyla Külçe Altın ve Mark izlemektedir. Borsa ve Mevduat Faizi ise zarar ettirmişlerdir. Nitekim zarar oranı, Mevduat Faizi’nde % 6,2 oranında iken; Borsa’da % 56,8 gibi çok yüksek bir seviyededir. TÜFE bazında da benzer şekilde kazanç-kayıp durumu söz konusudur. (Bkz. Tablo 10)

 

 

F) KAMU MALİYESİ

 

Bütçe ile ilgili büyüklükler, aşağıda tablo ile verilmiştir.

 

TABLO 11: BÜTÇE İLE İLGİLİ GELİŞMELER

 

(katrilyon TL)

KASIM 2000

KASIM 2001

2001 HEDEF

DEĞİŞİM

(%)

HARCAMALAR

42,4

72,7

79,0

71,3

   Faiz Dışı Harcama

22,5

33,2

37,7

47,5

       Personel

9,0

13,5

14,6

49,3

       Diğer Cari

2,5

3,5

5,3

38,4

       Yatırım

1,9

3,1

3,7

63,4

       Transfer

29,0

52,7

55,3

81,5

            Borç Faizi

20,0

39,5

41,3

98,1

            Diğer

9,1

13,1

14,1

45,0

 

 

 

 

 

GELİRLER

31,4

47,1

49,3

49,9

   Vergi Gelirleri

24,6

36,0

37,7

46,1

   Vergi Dışı Normal Gelirler

3,2

6,8

6,8

111,7

   Özel Gelirler + Fonlar

3,1

3,6

4,3

17,9

   Katma Bütçe Gelirler

0,5

0,6

0,5

31,0

 

 

 

 

 

BÜTÇE DENGESİ

 -11,0

 -25,6

-29,7

132,4

   Faiz Dışı Denge

9,0

14,0

11,6

56,0

Kaynak: HM

 

 

            Harcama tutarı Kasım 2000’de 42,4 katrilyon TL iken; bu meblağ Kasım 2001’de 72,7 katrilyon TL’na çıkmıştır. Artış oranı % 71,3 seviyesindedir. Buna karşılık, gelir meblağı Kasım 2000’de 31,4 katrilyon iken; Kasım 2001’de 47,1 katrilyon TL’dır. Artış oranı ise sadece % 49,9 kadardır.

 

            Dikkate değer diğer bir nokta ise harcamalar kapsamındaki transfer harcamaları ile ilgilidir. Görüldüğü gibi borç faizinde % 100’e varan bir artış gerçekleşmiştir. 2000’de ödenen borç faizi 20 katrilyon TL iken; 2001’de 39,5 katrilyon TL’na çıkmıştır. Diğer kapsamında yapılan transfer harcamaları ise sadece % 50 civarında bir artış göstermiştir.

 

            Ayrıca, Bütçe’de yatırımlara yapılan harcama da düşüktür. Dolayısıyla yatırımların ekonomiye hareketlilik getirme özelliğinden imkanından faydalanılamamıştır. Halbuki revizyona tabi tutulan bütçede yatırımlara ayrılacak pay, en az % 100 artırılmalı idi.

 

            Bütçe kapsamında harcama meblağının azaltılması ve bu yolla bütçe açığının düşürülmesine katkı sağlanmasının yolları aranmalıdır. Mesela, önümüzdeki dönemde Kamu’daki tasarruf konusunda somut adımlar atılarak bu gerçekleştirilebilir. Ancak, bu uygulamada, yeni mağduriyetlere yol açılmamaya özen gösterilmelidir. (Bkz. Tablo 11)

 

 

TABLO 12: İÇ BORÇLANMADA GELİŞMELER

 

milyar $

ÖDEMELER

 

 

YIL

ANAPARA

FAİZ (%)

NET BORÇLANMA

BORÇ STOKU

1997

21,6

13,0

20,3

30,7

1998

33,9

21,6

20,7

37,1

1999

37,1

23,6

26,9

42,4

2000

30,4

29,8

21,6

54,2

2001

101,1

33,0

70,0

84,9

Kaynak:HM

 

 

            2000 yılında net borçlanma meblağı 21,6 milyar dolar iken; 2001’de 70 milyar dolarlık bir borçlanma gerçekleştirilmiştir. Nihai borç stoku ise 54,2 milyar dolardan 84,9 milyar dolara çıkmıştır. (Bkz. Tablo 12) Mevcut yapı ile devam edilmesi durumunda bu artışın devam edeceği açıktır.

 

            İç borçlanma konusunda meydana gelen olumsuzluklardan biri Kamu bankalarının iç borçlanma mekanizmasına tekrar dahil edilmesi ile meydana gelmiştir. Bu karar, faiz-iç borç kısır döngüsünün devamını teşvik manasına gelmektedir. İç borçlanma mekanizması gelinen kriz ortamının en büyük müsebbiplerinden biridir. Bu konuda gerekli iyileştirmeler yapılmadan ekonomide ciddi bir başarı sağlanması söz konusu bile olamaz.

 

 

G) DIŞ TİCARET

 

            Şubat ayı itibariyle gerçekleştirilen devalüasyonla en başta dış ticaret açığının giderilmesi hedeflenmekteydi. Bu açıdan belli derecede başarı sağlandığı açıktır ancak gerçekleşen rakamlar itibariyle devalüasyondan beklenen seviyede dış ticaret hacmine (en azından ihracat kalemi itibariyle) ulaşıldığını söylemek zordur. Aşağıda tabloda bu durum görülebilmektedir.

 

TABLO 13: DIŞ TİCARET BİLEŞİMİ (Ocak-Kasım)

 

(000 $)

OCAK-KASIM

 

2000

2001

Değişim (%)

İhracat

25.285.879

28.620.466

 13,2

İthalat

50.065.324

37.154.376

-25,6

Dış Ticaret Açığı

-24.779.445

-8.533.910

-65.6

Karşılama Oranı (%)

50,5

77,0

 

Kaynak:DİE

 

 

            Görüldüğü gibi devalüasyonun asıl etkisi ithalat üzerinde görülmektedir. Nitekim ithalat meblağı 2000 yılı Ocak-Kasım döneminde 50 milyar dolar civarında iken; 2001’in aynı döneminde 37 milyar dolar seviyesine gerilemiştir. Yani % 25,6 oranında düşme söz konusudur. Buna karşılık ihracatta sadece % 13,2 oranında bir artış gerçekleşmiştir. 2000 Ocak-Kasım’ında 25 milyar dolar olan ihracat, 2001’in aynı döneminde sadece 28 milyar dolara çıkmıştır ki bu komik bir artışı ifade etmektedir. En azından ithalattaki düşüş kadar ihracat artışı gerçekleşseydi, bunun ekonomiye büyük bir katkısı olacaktı. Demek ki ihracat konusunda birtakım eksiklikler mevcuttur. (Bkz. Tablo 13)

 

 

TABLO 14: MAL SINIFLAMASINA (BEC) GÖRE DIŞ TİCARET BİLEŞİMİ (Ocak-Kasım)

 

(000 $)

2000

 

 

2001

 

 

DEĞER

(%)

 

DEĞER

(%)

İHRACAT

 

 

 

 

 

  Sermaye Malları

1.945.304

7,7

 

2.339.596

8,2

  Ara Malları

10.509.943

41,6

 

12.240.848

42,8

  Tüketim Malları

12.782.425

50,6

 

13.993.827

48,9

  Diğerleri

48.208

0,2

 

46.195

0,2

 

 

 

 

 

 

İTHALAT

 

 

 

 

 

  Sermaye Malları

10.279.211

20,5

 

6.385.238

17,2

  Ara Malları

32.898.255

65,7

 

26.703.599

71,9

  Tüketim Malları

6.711.486

13,4

 

3.735.613

10,1

  Diğerleri

176.373

0,4

 

329.926

0,9

Kaynak:DİE

 

 

            Mal bileşimi itibariyle 2001 yılı ihracatımızda asıl pay, % 48,9’luk payla tüketim mallarına aittir. Bunu sırasıyla ara malları ve sermaye malları takip etmektedir. İthalatta ise % 71,9 ile ara malları ilk sırada yer alırken; bunu sermaye malları ve tüketim malları ithalatı takip etmektedir. (Bkz. Tablo 14) Dış ticaretteki mal kompozisyonu, önceki dönemlerde olduğu gibi, klasik özelliğini devam ettirmektedir. Söz konusu bileşim uygun bir şekilde dönüştürülmediği müddetçe dış ticaretten beklenen kazancı sağlamak mümkün olmayacaktır.

 

            2001 yılının başındaki devalüasyon ile ithalatın, yukarıda da belirtildiği gibi, bilinçli bir şekilde azaltılmaya çalışıldığı açıktır. Ancak, ihracata yönelik sanayiler başta olmak üzere üretimin önemli bir kısmı, ithalata bağımlıdır. Bu, hassas bir dengenin var olduğu manasına gelmektedir. Dış ticaret açığının giderilmesi elbette ekonomi için olumlu bir gelişmedir, ancak söz konusu hassas denge de göz önünde bulundurulmalıdır.

 

 

DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER:

Türkiye ekonomisinin mevcut durumu ve geleceğine ilişkin genel nitelikte birtakım tespitler ve tedbirler sıralamak gerekirse şunlar belirtilebilir:

·         2002 yılı, ekonomi açısından nispeten iyi görünümdedir. Bununla birlikte, tabiri caizse halen “bıçak sırtı” bir dengede bulunmaktadır. En ufak bir olumsuzlukta dengelerin değişmesi ihtimali mevcuttur. Bu nedenle, gerekli reformlar mutlaka gerçekleştirilmeli ve önümüzdeki dönem dış borç vb. kaynaklara ihtiyaç duymadan kendi halinde devam edebilme potansiyeline sahip bir ekonomik yapıya kavuşmamız gerekmektedir. Aksi halde yeni krizlerin hiç de uzak olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.

·         IMF ile yapılan programlarda reel kesimin göz ardı edilmesinin olumsuz etkileri herkesçe bilinmektedir. Bu konuda daha hassas olunmalı ve reel kesime yönelik somut tedbirler ön plana çıkarılmalı ve bunlar hayata geçirilmelidir.

·         2002’de iç piyasada kısmi bir düzelme görülse de çok umutlu olmak için henüz erken. Büyüme ancak üretim ve bunun pazarlanması yolu ile sağlanabilir. Başta ihracat konusunda ise olumsuzluklar mevcuttur.

·         Sermaye piyasası şu an için riskli gözükmektedir. Özellikle jeo-politik açıdan potansiyel gelişmeler, bu alandaki istikrarı engelleyici bir mahiyet arz edebilecektir. Yetkililerin sermaye piyasasının sağlıklı bir yapıya kavuşmasına yönelik düzenlemeler yapması gerekmektedir. Ayrıca, çevremizde meydana gelebilecek olayların, bu piyasada olumsuzluklara sebep olmaması için tedbir alınması gereklidir.

 

 

Mehmet Behzat Ekinci,

İstanbul, İktisat, Doktora.

mbekinci@akademiktisat.net

http://www.akademiktisat.net

 

 

 

Kaynaklar

DİE, DPT, HM, DTM, TCMB, MB.

 

 

 

Sayfa Başı